Bilim ve Araştırmaya Giriş – 1

Ülkemizde her yıl birçok öğrenci, bulunduğu eğitim düzeyinden mezun oluyor bir sonraki eğitim düzeyine geçiyor. 2017-2018 Yükseköğretim istatistiklerine göre (Öğrenim Düzeyine Göre Öğrenci Sayısı) 2.768.757 ön lisans, 4.241.841 lisans, 454.673 yüksek lisans, 95.100 doktora öğrencisi olduğunu görmekteyiz. Aktif eğitim hayatı sürdüren öğrenci sayıları ve ülkemizdeki; bilim, bilimin bulunduğu konum, araştırma ve gelişme çabaları oranlandığında öğrenci sayısının epey fazla olduğu dikkat çekmekte. 2017-2018 Yükseköğretim İstatistikleri Mevcut Üniversite sayılarına bakıldığında ise; 5 Vakıf Meslek Yüksek Okulu, 72 Vakıf Üniversitesi ve 129 Devlet Üniversitesi olmak üzere toplam 206 üniversite olduğunu görmekteyiz. Üniversitelerin temel amacı meraklı, sorgulayıcı, araştırmayı bilen gençler yetiştirmek olduğu halde birçok öğrenci araştırma kavramını özümseyemeden mezun oluyor. Ülkemizde bilim dallarına gereken önemin verilmemesi ve bilimsel araştırma yapmaya geç başlanılması bu disiplinlerin ülkemizde gelişmesini engellemiş, bunun sonucunda da bu disiplin programlarının vizyonu misyonu ve teorileri yabancı ülkelerden alınmıştır. Tüm bunlar birçok sorunu da gündeme getirmiştir. Bu sorunlardan bazılarını şöyle özetleyebiliriz: Araştırma yapan kişilerin sadece kendi alanları hakkında bilgi sahibi olmaları. Bu insanlar, diğer disiplinlerden uzak kaldığı sürece çağımızın istediği ve bilimin gerekliliği olan insan modeli ile örtüşmemektedir. Eğitim hayatı boyunca öğrencilerin sınav odaklı çalışmaları ve dolayısıyla öğrenmede aktif olamamaları, bilgiye kendi kendilerine ulaşamamaları. Bir başka sorun ülkemizde araştırma görevlisi alımlarının birtakım sınavlarla gerçekleşmesi. Bu sınavlar, testlerde son derece iyi fakat pratikte gelişmemiş akademisyenlerin yetiştirilmesine neden oluyor. Bunların yanında etkili okuyup anlama, bilim kavramını tam olarak algılama, araştırma yöntemlerini bilme gibi temel sorunlarımız da var. Bu sorunları etkili bir şekilde çözebilmek için bazı kavram ve yöntemleri bilmek gerekir. Çünkü bilimi, araştırmayı ve proje çalışmaları gibi kavramları bildiğimizi zannediyoruz fakat ne yazık ki tam olarak kavramış değiliz. Bunlar basit gibi görünen ama temel yapı taşlarından biridir. O yüzden öncelikle bilimin ne olduğunu irdelemek lazım. Bilimin ne olduğunu anlayabilmek ve tam anlamıyla bu bu olguyu özümsemek gerekir.

Bilimi Anlamak

Bilgi, ulaşılan gerçek veya varlığı anlama, bilme çabası sonucunda ortaya çıkan üründür kısaca. Bilgi bir kavramdır fakat bilim kavram değil yöntemdir. Durağan değil sürekli gelişmektedir ve belirsizlikler barındırır. Bilim ile ilgili 3 görüş ön plana çıkmaktadır :

  • Statik görüş, araştırmalar sonucu elde edilen gerçekleri kabul edilmiş bilgi birikimi.
  • Girişimci görüş, bilgi düzenleme süreci.
  • Keşifçi görüş, problem çözme süreci

Bu tanımlamalara bakılacak olursa bilimin uzmanlar tarafından hem bir süreç hem de bir ürün olarak ele alındığı görülmektedir.

Genel olarak toparlayacak olursak bilim; evrendeki olay ve olguları anlamak, tanımlamak amacıyla yapılan çalışmaların tümüdür. Bilim gözlemlenebilen olayları inceler ve bilim mantık kuralları ile örtüşmelidir. Bilim nesnel verilere dayanır. Çünkü bilim objektiftir, genelleyicidir. Bilimde çeşitlilik esastır. Tüm insanlığı kapsar. İnsanlığın varoluşundan beri bilim gelişerek devam eder. Bu da bilimin sürekli olduğunu gösterir. Her geçen gün yeni bilimsel bilgiler ortaya çıkar, yanlış olduğu ispatlanan bilgiler ayıklanıp yerine yeni bilgiler konulur. Bilimin bu özelliklerini zaten çoğumuz biliyoruz fakat bilimin bazı sınırları da vardır. Mesela bilimsel bilgi %100 doğru yani mutlak bilgi değildir. Az da olsa bir ölçüde şüphe taşıyan belirsiz bir bilgidir. Bunu unutmamak gerekir. Fakat bunun yanında bilimsel bilginin, insanoğlunun sahip olduğu en güvenilir bilgi olduğu da unutulmamalıdır. Çünkü bu güvenilirliği test edebileceğimiz “Kritik Düşünme” adı verilen bazı ilkeler vardır. Mesela elde ettiğimiz bilimsel sonuçların başkaları tarafından da tekrarlanarak aynı şekilde elde edilebilmesi gerekir. Bilim olgu formunda olduğu halde sürekli gözden geçirilip değerlendirilmesi gerekir.

Olgu, Hipotez, Teori ve Yasa

Şimdi de bilimsel bilgi türlerine bir göz atalım. Bu konu hakkında ne yazık ki birçok insanda bilgi kirliliği var. İnsanlar kavram karmaşası yaşıyor.
Olgu, birçok kez doğrulanmış, fikir birliğine varılmış, varlığı ve doğruluğu kabul edilen şeylerdir. Fakat olgu gözlemi yapan kişiden etkilenebilir. Çünkü bilim insanları bilimsel bir sonuca ulaşırken deneyimlerinden, ön bilgilerinden ve bakış açılarından faydalanır. Bu da zaten bize bilimdeki çeşitliliği sağlar.

Hipotez, en sade haliyle geçici çözüm yolu bulmak veya test edilmesi gereken durumdur. Hipotezler test edilmek amacıyla oluşturulur. Ama amaç hipotezi doğru veya yanlış olarak ispatlamak değildir. Eldeki sonuç tutarsız ise değiştirilir ama tutarlı ise geçici doğru kısmına girer ve aksi ispatlanana kadar test edilir. Hipotez böyle bir döngü içerisindedir bir sonuca varmaz sürekli test edilir.

Teori, gözlenen olaylarla ilgili yapılan genellemelerin açıklamaları olarak tanımlanabilir. Doğadaki olaylar incelenir, bilinen bilgiler üzerine yeni sentezler yapılır ve savunulan yeni bilgi oluşturulur. Örneğin İzafiyet Teorisi, Hücre Teorisi ve Biyolojik Evrim Teorisi.

Yasalar ise doğruluğu kanıtlanmış varsayımlar veya genellemelerdir.
Örneğin, su deniz seviyesinde ve belli bir basınç altında 100 C derecede kaynar. Ya da hepimizin bildiği Newton hareket yasaları. Teorilerin deneysel olarak desteklenirse yasaya dönüşebileceği yönünde yaygın kavram yanılgıları mevcuttur. Fakat yasalar ve teoriler yukarıda açıklandığı gibi 2 farklı bilgi türünü temsil eder.

Umarım buraya kadar yazdıklarımla bilime ve bilime dair birtakım kavramlar hakkında açıklama getirebilmişimdir. Dediğim gibi bunlar basit gibi görünen ama özünde doğru kavranmazsa ileride başarıya giden yolda önümüze engel olarak çıkacaktır.

Kaynaklar ve İleri Okuma

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir