Kafamızın Arkasında Bir Göze Daha İhtiyacımız Var Mı?

Kafamızın Arkasında Bir Göze Daha İhtiyacımız Var Mı?

Bugün, hepimizin muhtemelen ortak sahip olduğu bir anımızı hatırlayarak yazımıza başlayalım. İlkokul veya ortaokul sıralarında öğretmenimiz sırtını bize dönmüş, tahtaya o günün ödevlerini yazmaktadır. Tam o sırada, üçlü dörtlü oturduğumuz sıralardan birinde bir arkadaşımız yaramazlık peşindedir. Çünkü öğretmeninin sırtı ona dönüktür ve onun bu yaramazlığını görmeyeceğini düşünmektedir. Ama hiç beklemediği bir şekilde öğretmenine yakalanır ve o arkadaşımızın sonu tahtada ayakta beklemek olur. Bu olayın hemen ardından öğretmenimiz sınıfa seslenir, “Çocuklar benim kafamın arkasında da gözüm var, sizi görmüyorum sanmayın. Bu yüzden herkes uslu uslu otursun!”

O zamanlar böyle bir şeyin olabileceğine inanıyor muyduk bilmiyorum ama bilim bize artık ilkokul öğretmeninizin arkası dönükken bizi nasıl görebildiğini açıklayabilecek durumdadır. Japonya Tohoku Üniversitesi’nde yapılan yeni bir çalışmada, beynimizin sürekli olarak 360 derecelik bir algı sağlama sürecinde olduğu gösterilmiştir (1).

Görmemiz için ortaklaşa çalışan diğer organların sınırlı becerileri göz önüne alındığında, beynimizin görsel donanımının olağanüstü bir iş çıkardığı oldukça açık. Ayrıntılı bir derinlik hissi sağlayan harika bir 3 boyutlu algıya sahibiz, ancak bu aynı zamanda daha geniş bir görüş alanından feragat etmemiz anlamına gelmektedir. Bu da hayatta kalma savaşında bizim için bir dezavantaj oluşturuyor. Çünkü hayatta kalabilmemiz için dış çevreden gelen uyarıları yeterli bir şekilde algılayabilmemiz önemlidir. İşte bunun için beynimizin, çevremizden gelen bilgileri toparlayıp bize sunmasını sağlayan birkaç küçük numarası vardır.

Bunlardan biri, çevremizin mekânsal algısına katkıda bulunan görsel ipuçlarını alan, seğirme veya sekme (saccade) dediğimiz küçük ve keskin göz hareketlerine sahip olmasıdır. Bu görsel ipuçlarını birleştirerek bize bir görsel deneyim yaşatır. Peki bu görsel ipuçları ile oluşturulan deneyim ne kadarlık bir çevreyi kuşatabilir?

Contextual Cueing Effect

Bu soruyu cevaplamadan önce “Contextual cueing effect” denilen bir psikolojik fenomenden bahsetmemiz gerekiyor. Tekrarlanan düzenlerde, aranan bir hedefin daha hızlı tespit edilebildiğinin anlatan bir fenomendir. Örneğin konu ile ilgili yapılan bir deney düzeneği şu şekildedir (2):

Deney için gönüllü olan insanlarda sol tarafata temsil edilen ekranlarda L ve T harfleri gösteriliyor. Ekran içerisinde sadece tek bir T harfi ve birçok L harfi bulunuyor. Bu harfler ekran içerisinde yukarı aşağı ve sağa sola hareket edip sürekli yer değiştiriyorlar. Ekranların bazılarında bu hareket belli bir düzene göre olurken bazılarında ise rastgele hareket edecek şekilde oluyor. Ancak gönüllüler bu düzenin farkında değiller, bütün ekranlarda tamamen rastgele hareket eden harfler olduğunu düşünüyorlar. Gönüllülerden ekranlara bakarak T harfini bulmaları isteniyor ve sonuç olarak T harfini bulma süresi, düzenli bir şekilde tekrar eden hareketlerin olduğu ekranlarda çok daha hızlı oluyor. Deney sayısı arttıkça, yani deney tekrarlandıkça gönüllüler T harfini bulma işine alıştığı için çok daha hızlı bulmaya başlıyorlar. Ancak düzenli hareketlerin olduğu ekranlarda bu hız çok daha fazla artıyor.

Bunun nedeni ise, beynimizin bilinçsiz bir şekilde bu tekrarlı hareketleri algılaması ve ona göre tepki vermesi olarak düşünülüyor.

Peki Beynin Bunu Yapması İçin Gözlerin Ekrana Direkt Bakması Şart Mı?

Gelelim bizim sorumuzun cevabına. Tohoku Üniversitesi araştırmacıları bu soruya yanıt verebilmek için, 6 adet LCD ekran ile gönüllü öğrencilerin içine girebileceği 360 derecelik video izleme imkanı tanıyan bir sistem oluşturdular. Yukarıda anlattığımız gibi her ekrana bir adet T harfi ve birçok L harfi koyuldu ve bunlar hareket ettirildi. İlginç bir şekilde gönüllüler sadece kendi önündeki ekranlardaki tekrarlı hareketleri değil, aynı zamanda arkalarındaki ekranlardaki tekrarlı hareketleri de algılayabildikleri gösterildi (3).


Kafamızın Arkasında Bir Göze Daha İhtiyacımız Var Mı?

Sonuçlar bize beynimizin çevremizdeki 360 derecelik bir alanı tarayarak oradan bilgi alabildiğini ve tekrarlayan bilgileri işleyebildiğini gösteriyor. Görünen o ki, yazının başında bahsettiğimiz yaramaz arkadaşımızı öğretmeninin yakalayabilmesi için kafasının arkasında bir gözünün olması gerekmiyor. Beynimiz zaten o çocuktan öğretmenine yeterli veriyi gönderebilecek kapasiteye sahip. Hele ki aynı arkadaş aynı yaramazlığı tekrarlı ve düzenli bir şekilde yapıyorsa.

Kaynaklar ve İleri Okuma

  1. Spatial representations of the viewer’s surroundings
  2. Contextual Cueing Effect
  3. This Is Why Your Brain Doesn’t Need an Extra Pair of Eyes in The Back of Your Head

Orijinal Metin: Konuşulacak Şeyler

Osman Karakuş

Osman Karakuş

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji AD -Benim hayat amacım bir gökkuşağı çizmek. Bunu yapabilmek için kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mor kalemlere ihtiyaç var. Ama benim elimde sadece siyah kalem var. Bu yüzden ben de "Gökkuşağı nasıl çizilir"i yazmaya başladım.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir