Molekülün Şekli İlacın Etkisini Değiştiriyor

Bir ilaç molekülünün şekli, ilacın ilgili reseptör bölgesine bağlanmasına izin verecek şekilde olmalıdır. Optimal olarak, ilacın şekli, bir anahtarın bir kilide uyması gibi, kendi reseptörüne tam olarak uymasıdır. Ancak klinikte kullandığımız ilaçlara baktığımızda bu durumun tam olarak böyle olmadığı görülüyor.

İlaçların bir çoğunda kiralite fenomeni mevcuttur. Kiral terimi, kendisinin rotasyonla elde edilemeyen bir ayna görüntüsüne sahip olan molekülleri tanımlamak için kullanılır. Kimyada bu moleküllere enantiyomer denir.

Kiralite fenomeni biyolojide o kadar yaygındır ki, faydalı ilaçların yarısından fazlası kiral moleküllerdir; yani, enantiyomerik çiftler olarak bulunmaktadır. Çoğu durumda, bu enantiyomerlerden biri, reseptör molekülüne daha iyi uyumu sağladığından ayna görüntüsü enantiyomerine göre çok daha etkindir. Eğer bir alıcı reseptör bölgesini, ilaç molekülünün etkisini meydana getirmek için sığması gereken bir eldiven gibi olduğunu düşünürsek, sol yönelimli bir ilacın sol yönelimli bir alıcıya bağlanmasının neden daha güçlü bir etkiye neden olduğunu anlamak zor değildir.

Görüldüğü gibi bir ilacın içindeki etkin maddenin ayna görüntüsü, kendisinden çok daha etkin olabilir. Ancak bir reseptör sahasındaki daha aktif enantiyomer, başka bir reseptör tipinde daha aktif olmayabilir. Örneğin, adrenoseptörlerle etkileşime giren bir ilaç olan karvedilol iki enantiyomere sahiptir. Bu enantiyomerlerden biri olan (S) (-) izomeri, güçlü bir beta reseptör blokeridir. (R) (+) izomeri ise beta reseptöründe 100 kat daha zayıftır. Bununla birlikte, izomerler bir alfa reseptör blokerleri olarak eş değerdirler. Bir başka örnek olan ketamin ise bir intravenöz anestezikdir. (+) enantiyomer daha güçlü bir anesteziktir ve (-) enantiyomerden daha az toksiktir. Ancak maalesef ilaç klinikte hala rasemik karışım (Her iki enantiyomerin de olduğu) olarak kullanılmaktadır.

Son olarak, enzimler genellikle stereoselektif olduklarından, bir ilaç enantiyomeri, genellikle ilaç metabolize edici enzimlere karşı diğerlerinden daha hassastır. Sonuç olarak, bir enantiyomerin etki süresi, diğerinden çok daha fazla olabilir. Benzer şekilde, ilaç taşıyıcıları için de aynı durum söz konusudur.

Ne yazık ki, insanlarda klinik etkinlik ve ilaçların elimine edilmesi ile ilgili birçok araştırma, ayrı enantiyomerlerden ziyade, rasemik ilaç karışımları ile yapılmaktadır. Şu an bile, klinik olarak kullanılan kiral ilaçların sadece çok küçük bir yüzdesi aktif izomer olarak pazarlanmaktadır. Gerisi sadece rasemik karışımlar halinde mevcuttur. Sonuç olarak, birçok hasta %50 oranında ya daha az aktif, ya aktif olmayan ya da toksik ilaç molekülleri almaktadırlar. Yapılacak yeni çalışmalar ile, ilaçlarda yalnızca aktif enantiyomerlerin kullanılmasının, etkililik ve güvenlilik açısından daha doğru olacağı gösterilerek, yeni çıkacak ilaçların bu şekilde üretilmesini umuyoruz.

Kaynak:

  • Katzung and Trevor Basic and Clinical Pharmacology 13th Edition
Osman Karakuş

Osman Karakuş

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji AD -Benim hayat amacım bir gökkuşağı çizmek. Bunu yapabilmek için kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mor kalemlere ihtiyaç var. Ama benim elimde sadece siyah kalem var. Bu yüzden ben de "Gökkuşağı nasıl çizilir"i yazmaya başladım.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir