Ödül Mekanizmasından Şeker Bağımlılığına

Sinirbiliminde yemek, “doğal bir ödül” olarak adlandırdığımız bir şeydir. Bir tür olarak hayatta kalabilmemiz için, yemek yemek ve cinsel ilişki gibi şeylerin tekrarlanması için beyinde zevk adı altında bir karşılığı olmalıdır.

Evrim sonucunda bu doğal ödüller mezolimbik yolak adı verilen bir şey ortaya çıktı . Zevkli bir şey yaptığımızda, ventral tegmental alan adı verilen bir nöron demeti, dopamini beynin çekirdeklerinden biri olan nucleus accumbense sinyal göndermek için kullanır.

Bu çekirdek ile prefrontal korteks arasındaki bağlantı, o lezzetli çikolatalı kekten başka bir ısırık alıp almayacağınıza karar vermek gibi motor hareketlerimizi belirler. Prefrontal korteks aynı zamanda vücudumuza “Hey, bu pasta gerçekten çok güzel. Ve bunu gelecek için hatırlayacağım.” mesajını ileten hormonları da salgılar.

Tabii ki bütün yiyecekler aynı derecede faydalı değildir. Birçoğumuz tatlı ve ekşi yiyecekleri tercih ediyoruz çünkü evrimsel olarak mezolimbik yolumuz, bizlere tatlı şeylerin vücudumuz için sağlıklı bir karbonhidrat kaynağı olduğunu söylüyor.

Atalarımızın meyve seçiminde de aynı mekanizma ile, örneğin ekşi “henüz olgunlaşmamış”, acı acı ise “dikkat et- zehir!” anlamına geliyordu.

Her ne kadar bedenlerimiz şekeri bir ödül olarak görüyor olsa da modern çağdaki diyetimizdeki şeker oranı, ilkel çağlardaki diyetimizdeki şeker oranına göre kat kat fazladır. 2014 yılında yapılan bir çalışmada bir İngiliz’in her hafta ortalama 238 çay kaşığı şeker tükettiğini göstermektedir (1).

Kötüye kullanılan ilaçların, uyuşturucuların ve nikotin gibi bağımlılık yapıcı maddelerin beynin bu ödül yolaklarını ele geçirip kullanıcıları bağımlı yapması gibi, şekerin de aynı nörokimyasal yolakları kullanarak bağımlılık yarattığı hem nörokimyasal hem de davranışsal çalışmalar ile gösterilmiştir (2).

Şeker Bağımlılığı

Bağımlılığın dört ana bileşeni vardır: aşırı kullanma, geri çekilme sendromları, şiddetli arzu ve çapraz duyarlılıktır. Bu bileşenlerin hepsi hem uyuşturucu için hem de şeker için hayvan çalışmalarında gözlemlenmiştir (3).

Yapılan deney şu şekildedir: Sıçanlar her gün 12 saat boyunca yiyeceklerden yoksun bırakılır, daha sonra şekerli bir çözeltiye ve düzenli yemeklere 12 saat erişim verilir. Bir ay bu şekilde devam ettikten sonra hayvanlar sürekli şekerli çözeltiye maruz kaldıkları için, bir süre sonra bağımlı davranışları göstermeye başlarlar. Kısa bir süre sonra şeker çözeltisini normal yiyeceklerinden çok daha fazla tercih etmeye başlarlar. Ayrıca gıda yoksunluğu dönemlerinde endişe ve depresyon belirtileri de gösterirler.

Ayrıca uzun vadede düzenli şeker tüketimi aslında hem orta beyin hem de ön kortekste dopamin reseptörlerinin gen ekspresyonunu ve kullanılabilirliğini değiştirir . Spesifik olarak şeker, D1 olarak adlandırılan bir tür uyarıcı reseptörün konsantrasyonunu arttırır, fakat inhibe edici olan, D2 olarak adlandırılan başka bir reseptör tipini azaltır. Ayrıca düzenli şeler tüketimi dopamin geri alımı için gerekli sinirsel taşıyıcıların etkisini de azaltır.

Kısacası, zaman içinde şekere tekrar tekrar erişimin uzun süreli dopamin sinyali oluşmasına ve beynin ödül yollarının daha fazla uyarılmasına, dolayısıyla da dopamin reseptörlerini aktive etmek için her seferinde daha da fazla şekere ihtiyaç duyulmasına neden olur. Tıpkı diğer bağımlılıklardaki gibi her seferinde daha fazla şeker tüketmeyi isteriz.

Sonuç olarak, her ne kadar şeker bizim vücudumuz için bir ödül olsa da, bu ödülü nadiren kendimize vermemiz sağlığımız açısından en akıllıca tercih olacaktır. Çünkü vücudumuz her seferinde bir önceki ödüle alışıp, daha fazla ödül ister duruma gelecektir. Bu bağımlılıktan kaçınmanın tek yolu da, dozunu ve sıklığını azaltmaktan geçmektedir (4).

Kaynaklar ve İleri Okuma:
  1. Sweet poison: why sugar is ruining our health
  2. The Neurobiology of Drug Addiction
  3. Evidence for sugar addiction: behavioral and neurochemical effects of intermittent, excessive sugar intake.
  4. Here’s What Happens to Your Brain And Body if You Give Up Sugar For Lent
Osman Karakuş

Osman Karakuş

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji AD -Benim hayat amacım bir gökkuşağı çizmek. Bunu yapabilmek için kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mor kalemlere ihtiyaç var. Ama benim elimde sadece siyah kalem var. Bu yüzden ben de "Gökkuşağı nasıl çizilir"i yazmaya başladım.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir